Başlıklara tıkladıkça Rastgele yeni kayıtlar gelicektir

Kader Değişir mi ~ Ayan-ı Sabite ~ Kader Sırrı

Kader Dört Nispetledir..

Birincisi: Sabit Hakikatlerdir (Ayan-ı Sabite). Kadın, Erkek, Çocuk, Nefs, Bitkiler, Madenler, Hayvanlar, Ulvi ve Sufli Mertebeler, Zıtlıklar gibi sonsuza varan, Yaratılışın gerçekleşmesi için Zorunlu olan, Allah'ın İlminin İcadlarıdır. Zorunludur, fakat ne Zorlama vardır ne de Sorumluluk; hiçbir Erkek ve Kadın, erkek ve kadın olmaklıkla, yahut boynuzlu koç boynuzlu, boynuzsuz koç boynuzsuz olmasıyla yükümlü tutulmaması gibi.. Ayan-ı Sabite Kader Sırrındandır, tümüyle "Kader" demek değildir.

İkincisi: İmtihan'ın gerçekleşmesi için başa gelmesi Kesin Takdir edilmiş Olaylar; Belalar ve Bağışlardır..
Üçüncüsü: Basitçe, İnsan, Belalara karşı Sabır ve Dua, Bağışlara karşı Şükür ve Nankörlük etmemekle iki yönden de Kader olarak Yükümlü ve Sorumlu Tutulmuştur. Olayların başa gelmesi herkese eşit olarak Takdir edilmiş olduğu gibi Dua ve Niyetten Sorumlu Tutulmaları da aynı derece eşit ve Kader'dir (Zorunluluktur).

Üçüncü Nispeti biraz açalım: Belirttiğimiz gibi başa gelen olaylar Yazılmış, başa gelmeleri Mutlak olaylardır. Mesela: İster Kafir ister Mümin olsun Savaşlarda bazen bir tarafın bazen öbür tarafın galip gelmeleri.. Doğuştan Sakatlık veya Zenginlik ve Fakirlik de böyledir.. Burda Kader'le çeliştiği zannedilen kısım Ameller-Fiillerdir (Fiil-Yaratma ancak Allah'a ait olabileceğinden burada çok kimse şaşırmıştır, çelişkiye düşmüştür).. halbuki İnsan'ın Kafir olması veya Mümin olması Amellerine-Fiillere göre değil, hatta Amelleri-Fiilleri Niyetlerlerine göredir..

Ve Kader Sırrına ait çok kimsenin haberi olmadığı bir Bilgi de Yaratma ve Tecelinin aynı şeyler olmamasıdır: Dile gelmez ama mesela Allah Merhamet etti denildiğinde bu Merhametin Fiil ve Surette açığa çıkması Yaratma, Kalpte Duyulması Tecellidir diyebiliriz. İnsan Kendi Ruhundan ve Sırrullah olduğundan Yaratması Hayal dersek, Tecellisi Kalbidir.. İnsan'ın Allah'a saf bir şekilde hayırlı amellere Kalben O'nun Rızasını-Hoşnutluğunu kazanmak Niyetiyle yönelmesi onun Hakk'a karşı Tecelli etmesidir.. Allah Amellere değil Kalplere "Nazar" eder, Niyetlere bakar (İlgilenir).. Çünkü Yaratma (Maddesel olarak düşünülen Fiil) bu Kader Nispetinde bahsedildiği gibi O'ndan başkasından değildir.. İnsan Yaratamaz fakat Allah'a karşı Kalben ve Hayalen Tecelli eder: Dua-Yönelme, onun O'nun Tecellisine karşı Tecellisidir.. Burada İki Yaratma-İrade çelişkisine düşülmesi gibi İki ayrı Varlık görülmesi çelişkisine düşülmesi de Bilgisizlikten, Anlayışsızlıktan, Muhabbetsizlikten, Ehlini İnkardan dolayı İnsan'ın kendi Sırrını (ve dolayısıyla Rabbini) Keşfedememesinden kaynaklanmaktadır; Oysa Allah (cc) İnsan Ruhunu-Sırrını Lafzen dahi Direkt Kendine (Min Ruhi) izafe ettiği gibi, Kalbinin Sırrı için de "Ancak Selim bir Kalple gelen kurtulmuştur" buyurdu..

İnsan Sırrullahtır, Kendi Beyanıyla (Min Ruhi) Kendi Ruhundandır; Zâtî Tecellisidir. Bu Hakikate karşın İnsanlar birbirleriyle aynı Sırdan olduğu halde, Sıfat-Özellik Mertebeleri farklı olduğu gibi, Allah'ın Lütfunu bilip Şükretmeli, Hamd etmeli ve Haddini de bilmelidir. Zira İnsan Hayvanlarla Kıyas edilemeyecek bir Makamda, hepsindeki Özelliklere ve daha belki kendisinin dahi bilmediği Gizli Lütuflara olağanüstü Yeteneklere sahip olduğu kadar, bir Kartalın Görüşünü veya Bukalemunun üçyüzaltmış derece Görmesini dahi Tahayyül edemez. Nerede kaldı ki Alemlerin Rabbinin Sıfatlarının Tecellisinde Zâtî Mertebesini (Ki Sonsuzdur-Sınırı-Nihayeti yoktur), O Kendisine Miraç Lütfetmeksizin herhangi bir şekilde kendiliğinde "Tahayyül" edebilsin..
 
İşte Allah bizi aslında böyle (Kader) Celaliyle Cemaliyle Zâtına Miraç ettirmektedir..

Biz devam edelim: Mesela bir insan Kalben istemediği halde bir Günah'a düşebilir ve sonradan Af dileyip bundan İbret alabilir hatta Günahlarının Sevaba dönüştürülmesi vardır. Kafir ise yine muhakak ki Kafir sayılmadan önce Kalben rahatsız olsa da bir Günah işleyebilir fakat bundan hiç İbret almaz, Umursamaz, Bağışlanma dilemez.. ve Cehenneme gitmesi böylece Mukadderdir.. yani o halde kalarak tam tersi Cennet'e girmez.

Sorumlu tutulduğu yer, Kafir Hükmü alacağı durum, sanki her şey başıboş-tesadüfi oluyormuş gibi başa gelen olaydan dolayı Ümitsiz olması veya Kalben (Vicdan) Sorumsuzluğu (İlgisizliği) artırıp, bir ömür boyu sürdürmesidir.. Bundan sonra o Allah'a karşı bilmediği şeyleri pervasızca söyler ve hatta Allah'a Şirk de koşar.. İblis ki başına gelen olaya verdiği tepkiyi Nefsinden bilip Allah'a dönmediği gibi üstüne Allah'a (cc) beni sen azdırdın diyecek kadar ileri gitmiş -ve İnsan'a da Düşmanlık ederek- Kafirlerden olmuştur.. Neticede İnsan da, Allah'a cahil kalarak, Kalben daha da uzaklaştırılarak aynı Küfrü hak etmiş olur. Bu tutumunu Kalben sürdürdüğü müddetçe, ona bundan başka bir Kader Takdir edilmemiştir.. ve Değişmez.. Ha biri ha öbürü, aynı Kader'dir.. Onlar Hakk'ı unuttu, Hakk da onlara kendilerini -Min Ruhi- Kendini unutturdu..

İşte Hz Peygamber (as) "Dua ve Sadaka Kader'i değiştirir" buyurmasındaki Sır budur.. Dua "Yöneliş" demektir; kişi bir şekilde başına gelip Küfür yoluna girmiş olsa dahi azmaksızın yolun başında veya sonunda Allah'a Yönelirse (Dua) Küfür yolu İman yoluna değiştirilir. Sadaka da yine "Niyet" ve "Kalbe" bağlıdır.. çünkü kişiye "Sadaka" imkanı verilse dahi, bir Rızık Takdir edilmemiş olabilir.. Şöyle de diyebiliriz: İnsan bağışlar ise, Allah da ona ikram eder, günahını bağışlar.. Kaderine terketmez.. Sadaka fakirin avcundan önce Allah'ın eline düşer..

Ve Allah, özel olarak o kişi (veya her birimiz diyelim) ile arasında olacak bu Kalbî ilişkiyi ve hükmünü, Ezelde, değişmesi ve değişmemesi ve en ince ayrıntısına kadar her yönüyle en iyice Bilmiş, ve Yaratmayı İlminde ve Varlığında -Min Ruhi- Varlığıyla sanki hiç bilmiyormuş gibi -ki zaten Ezeli Bilgisi şu An'da Varlık olarak ortaya konanla aynıdır- şu An'da (geçmişte olduğu gibi bu gün de yani bu An'da, İnsan için) açığa çıkarmaktadır.. Kader Sırrına dair bu Nispet için yeterli açıklama yapılmış oldu.

Dördüncü Nispet: Her türlü Nispetle Her Şeyi Takdir edip Yaratan-Tecelli edip ortaya koyandır.. İşte bu hepsini, değişeni değişmeyeni, öncesi sonrası, olmuşu olmamışı, küllisi cüzzisi-tümeli tikeli.. vs.. Allah (cc) tümüyle Her Şeyi tek bir Nokta gibi bilir.. Bunca sözden sonra Bilmişti, Biliyor, Bilecek demekten haya ettim..